30 Aralık 2025 Salı

📢 2026 Yılı Uzlaştırmacı Asgari Ücret Tarifesi Yayımlandı: İşte Yeni Rakamlar ve Detaylar


📢 2026 Yılı Uzlaştırmacı Asgari Ücret Tarifesi Yayımlandı: İşte Yeni Rakamlar ve Detaylar



Uzlaştırmacılar için beklenen haber geldi! Adalet Bakanlığı, 2026 yılı için geçerli olacak yeni Uzlaştırmacı Asgari Ücret Tarifesi’ni 31 Aralık 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımladı.

Yeni yıla girerken uzlaştırma camiasını yakından ilgilendiren bu güncelleme, bir önceki yıla göre yaklaşık %32,5 oranında bir artışla geldi. Hem teklif aşamasında kalan dosyalar hem de müzakere sonucu olumlu veya olumsuz biten süreçler için alt ve üst sınırlar yeniden belirlendi.

İşte 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe giren yeni tarifenin detayları ve bilinmesi gerekenler.

📈 2026 Yılında Uzlaştırma Ücretleri Ne Kadar Oldu?

Yeni tarife, uzlaştırmacının harcadığı emek, taraf sayısı ve dosyanın sonucuna (uzlaşma sağlanıp sağlanamamasına) göre kademelendirilmiş durumda.


1. Teklif Aşamasında Kalan Dosyalar

Uzlaştırmacının taraflara ulaşıp teklif götürdüğü ancak teklifin reddedildiği durumlarda ödenecek tutar güncellendi.

 * Ücret Aralığı: 1.158 TL – 1.738 TL

2. Uzlaşma Sağlanan Dosyalar (Olumlu Sonuç) 🤝

Uzlaştırma sürecinin en çok teşvik edilen kısmı olan "anlaşma" durumunda, taraf sayısına göre belirlenen yeni ücretler şu şekilde:

 * 2-3 Kişi: 3.486 TL – 4.664 TL

 * 4-6 Kişi: 4.664 TL – 5.822 TL

 * 7-9 Kişi: 5.822 TL – 6.991 TL

 * 10+ Kişi: 6.991 TL – 8.159 TL

3. Uzlaşma Sağlanamayan Dosyalar (Olumsuz Sonuç) ❌

Müzakere aşamasına geçilmesine rağmen tarafların anlaşamadığı durumlarda ise sarf edilen emek karşılıksız kalmıyor:

 * 2-3 Kişi: 1.738 TL – 2.317 TL

 * 4-6 Kişi: 2.317 TL – 2.906 TL

 * 7-9 Kişi: 2.906 TL – 3.486 TL

 * 10+ Kişi: 3.486 TL – 4.065 TL

📌 Dikkat Edilmesi Gereken Önemli Hususlar

Tarife sadece rakamlardan ibaret değil; uygulama esaslarında da dikkat edilmesi gereken noktalar bulunuyor:

 * Masraflar Ayrıca Ödenir: Uzlaştırmacının süreç boyunca yaptığı zorunlu yol giderleri (mutat taşıt) ve tebligat gibi masraflar ücrete dahil değildir, ayrıca ödenir. Ancak bu masraflar 1.158 TL'yi geçemez. 

 * Ücretin Takdiri: Savcılık veya Mahkeme, ücreti belirlerken dosyanın zorluk derecesini, tarafların sosyal durumunu ve uzlaştırmacının gösterdiği beceriyi dikkate alarak alt ve üst sınır arasında takdir yetkisini kullanır. Yüksek enflasyon karşısında eriyen Ücret tarifesinin  Savcılarımız tarafından yılda iki kez güncellenmesi veya   ücret tarifesinin en yüksek orandan verilmesi hepimizi sevindirecektir.

IŹMİR ( BAYRAKLI) ADLİYESİ HER DÖNEM UZLAŞTIRMACILARI MEMNUN EDEN VE DİGER ADLİYELERE ÖRNEK BIR ORAN  BELİRLEMİŞTİR. UMARIZ 2026 YILINDA DA BUNU SÜRDÜRÜR.

 * Çoklu Görevlendirme: Eğer bir dosyada birden fazla uzlaştırmacı görevlendirilmişse, yukarıdaki ücretler her bir uzlaştırmacıya ayrı ayrı ve eşit olarak ödenir.

✍️ Sonuç

2026 yılı tarifesi, artan enflasyon oranları ve ekonomik koşullar göz önüne alındığında uzlaştırmacıların emeklerinin karşılığını alabilmesi adına önemli bir iyileştirme içermesine rağmen yine de,  yol/kırtasiye vb giderler ve yüksek enflasyon oranları düşünüldügünde yetersiz kalmıştır. Ucret tarifesi aralığında en yüksek ücreti belirlemek savcılarımızıj takdirindedir. Umarım uzlaştırmacılar lehine yüksek bir oran belirler veya yılda iki kez bu oranı güncellerler

Özellikle olumlu sonuçlanan edimli dosyalardaki makasın (alt-üst sınır) geniş tutulması,  ve ücretin  edimsiz dosyalara göre bir kademe daha yüksek tutulması, uzlaştırmacıları çözüme odaklanmaya teşvik edecektir

Yeni tarifenin tüm hukuk camiasına ve uzlaştırmacılara hayırlı olmasını dilerim.

Derleyen: Serkan HORUZ


25 Aralık 2025 Perşembe

11. Yargı Paketi Yürürlükte: Hakaret Suçlarında "Uzlaşma" Devri Tamamen Bitti!



Dün gece Meclis'ten geçen ve bugün Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 11. Yargı Paketi, hakaret suçlarındaki belirsizliği tamamen ortadan kaldırdı. Artık sadece sosyal medya mesajları değil, yüz yüze edilen hakaretler için de yeni bir dönem başladı.


Bir uzlaştırmacı olarak, bugün itibarıyla masamdaki dosyaların kaderini değiştiren bu dev değişikliği madde madde anlatıyorum.





1. Kapsam Genişledi: Yüz Yüze Hakaret de Artık "Ön Ödeme"lik


 * Yargı Paketi ile sadece mesaj ve sosyal medya yoluyla (TCK 125/2) işlenen hakaretler ön ödemeye alınmıştı. 11. Yargı Paketi ile gelen yenilik: Artık TCK 125/1 maddesi, yani sokakta, iş yerinde veya trafikte yüz yüze işlenen basit hakaret suçları da uzlaştırma kapsamından çıkarılıp Ön Ödeme kapsamına alındı.


 * İstisna: Kamu görevlisine (polise, doktora, memura) görevinden dolayı hakaret ederseniz ön ödeme uygulanmaz, doğrudan yargılanırsınız.


2. Uzlaştırma Büroları Hakaret Dosyalarını İade Ediyor


Bugüne kadar "Barışır mısınız?" diye aradığımız hakaret dosyaları, 11. Yargı Paketi ile elimizden alındı. Kanun koyucu net bir tavır koydu: 


"Hakaret suçunda artık mağdurun 'affettim' demesini beklemeyeceğiz, şüpheli parasını devlete ödeyecek ve dosya kapanacak."


3. Devam Eden Dosyalar Ne Olacak? (En Kritik Madde)


Paket, halihazırda açık olan dosyalar için çok net bir Geçiş Hükmü getirdi:


 * Uzlaşma Sağlanamadıysa: Eğer dosyanız şu an soruşturma veya mahkeme aşamasındaysa ve henüz taraflar arasında uzlaşma sağlanmadıysa, dosya derhal Ön Ödeme bürosuna gönderilecek. Şüpheliye para cezası tebligatı çıkacak.


 * Uzlaşma Sağlandıysa: Eğer taraflar dün veya daha önce uzlaştıysa ve dosya kapandıysa, bu dosyalar yeniden açılmayacak. "Geçmiş olsun" denilecek.


4. Neden Bu Değişiklik Yapıldı?


Amaç yargıyı hızlandırmak. Uzlaştırma süreçleri bazen aylar sürebiliyor, taraflar birbirini yorabiliyordu. Ön ödeme sistemi ise matematiksel çalışıyor:





5. Vatandaş İçin Ne Değişti?


 * Mağdur İçin: Artık size hakaret eden kişiden "özür dilemesini" veya "mehmetçik vakfına bağış yapmasını" isteyemeyeceksiniz. Devlet, şüpheliden cezayı tahsil edip konuyu kapatacak. Tazminat davası açma hakkınız ise saklı.


 * Şüpheli İçin: Uzlaştırmacıya dil döküp karşı tarafı ikna etme şansınız kalmadı. Belirlenen (2025 yılı için yaklaşık 15.000 - 20.000 TL bandında) tutarı öderseniz siciliniz temiz kalır, ödemezseniz mahkemeye çıkarsınız.


Sonuç: Sözün Bedeli Artık "Devlet Tarifesi"


 * Yargı Paketi ile hakaret suçu, "tarafların arasındaki özel mesele" olmaktan çıkıp, "parasını ödeyenin kurtulduğu" bir kamu gelir kalemine dönüştü.


Artık trafikte veya sosyal medyada sinirlerinize hakim olamamanın bedeli bir "uzlaşı" değil, doğrudan banka dekontu olacak.


Not: Bu yazı 25.12.2025 tarihli Resmi Gazete değişikliklerine göre hazırlanmıştır.


HAZIRLAYAN: Serkan HORUZ ( UZLAŞTIRMACI)


Yasal Uyarı: Bu blog yazısı sadece bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut hukuki sorunlarınız için mutlaka bir avukata danışınız.

24 Aralık 2025 Çarşamba

TÜRKİYE’DE ARABULUCULUĞUN DÖNÜŞÜMÜ: "ONARICI ADALET"TEN "YARGI YÜKÜ PRAGMATİZMİ"NE

 Türkiye’de Alternatif Uyuşmazlık Çözüm (AUÇ) yöntemlerinin gelişimi, Avrupa’daki "aşağıdan yukarıya" (bottom-up / toplumsal ihtiyaçtan kurumsallaşmaya) organik gelişimin aksine; devlet eliyle ve "yukarıdan aşağıya" (top-down / yasa ile dayatma) bir seyir izlemiştir . Bu yapısal fark, uygulamanın ruhunu belirleyen temel faktördür. Süha Tanrıver’in literatürde sıkça atıf yapılan tespitiyle; Türkiye’de arabuluculuk, adalete erişimi kolaylaştıran bir "hak"tan ziyade, mahkemelerin tıkanıklığını açmak için vatandaşa dayatılan bir "ödev"e dönüşmüştür .

Yargı Yükü Pragmatizmi ve Niceliksel Veri Odaklılık

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) ve CMK m. 253 düzenlemeleri, her ne kadar "onarıcı adalet" söylemiyle yola çıkmış olsa da; yasa koyucunun ve Adalet Bakanlığı’nın temel motivasyonu daima "yargının iş yükünü azaltmak" olmuştur.

Bakanlık tarafından yayınlanan yıllık faaliyet raporlarında başarının sürekli olarak "kapatılan dosya sayısı", "yargılamadan tasarruf edilen gün sayısı" ve "bütçe tasarrufu" ile ölçülmesi; sistemin niceliksel yönünün (istatistik), niteliksel yönüne (toplumsal barış) baskın geldiğini açıkça göstermektedir . Mustafa Serdar Özbek’in vurguladığı üzere; uyuşmazlığın çözümünü sadece "dosyanın kapanması"na indirgemek, çatışmanın altında yatan sosyolojik dinamikleri görmezden gelmek demektir .

Kırılma Noktası: 9. Yargı Paketi ve Mesleki Tekelleşme

Türkiye’deki arabuluculuk ve uzlaştırma sistemindeki makas değişimi, Kasım 2024 tarihinde yasalaşan "9. Yargı Paketi" (Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun) ile tescillenmiştir. Bu paket, onarıcı adalet mekanizmalarını "disiplinler arası" bir alan olmaktan çıkarıp, katı bir "hukukçu tekeline" (lawyer monopoly) hapsetmiştir. Yapılan iki kritik değişiklik, bu zihniyet dönüşümünün somut kanıtıdır:

1. Uzlaştırmacı Profilinin Daraltılması ve "Erişimin Kapatılması": 

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle, uzlaştırmacı olabilmek için "Hukuk Fakültesi mezunu olma" şartı getirilmiştir. Her ne kadar yapılan düzenlemede geçiş hükümleriyle mevcut sicile kayıtlı hukukçu olmayan uzlaştırmacıların hakları korunmuş olsa da; bu durum, sistemin kapılarının farklı disiplinlerdeki lisansiyerlere (İİBF, İktisat Fak., İşletme Fak., Siyasal Bilgiler Fak. mezunları) geleceğe dönük olarak tamamen kapatıldığı gerçeğini değiştirmemektedir . Bu "kazanılmış hak" koruması, fiili durumu kurtarmakla birlikte; sistemin multidisipliner yapısının zaman içinde "sönümlenerek" (fade out) tamamen hukukileşmesini hedefleyen bir stratejinin parçasıdır.

2. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk ve Kıdem İstisnası : 

6325 sayılı Kanun uyarınca arabuluculuk, zaten yalnızca Hukuk Fakültesi mezunlarına özgülenmiş bir meslekti. Ancak 2024 sonlarında yapılan değişiklikle, mesleğinde 20 yıl kıdeme sahip hukukçulara, yazılı sınava girmeksizin arabuluculuk siciline kaydolma hakkı tanınmıştır. Bu durum, arabuluculuğun özel bir "müzakere uzmanlığı" olmaktan ziyade, kıdemli hukukçulara tanınan bir "imtiyaz" veya "emeklilik projesi" olarak konumlandırıldığı eleştirilerini güçlendirmiştir.

3. Kapsam Daralması: 

Hakaret suçunun "sesli, yazılı veya görüntülü iletiyle" işlenmesi hali, uzlaştırma kapsamından çıkarılarak "ön ödeme" kapsamına alınmıştır. Bu da sistemin "onarıcı adalet"ten ziyade "hızlı tahsilat" (para cezası) modeline kaydığının bir göstergesidir.

Bu düzenlemelerle yasa koyucu, "çatışma çözümü"nü multidisipliner bir alan olarak değil, sadece hukukçuların yetkinliğinde olan bir "yasal prosedür" olarak tanımlamayı tercih etmiştir

 Somut Örneklendirme: "Hukuki Bakış"ın Çıkmazı

Sistemin sadece hukukçulara teslim edilmesinin sahadaki sonuçlarını somut bir "Komşuluk Uyuşmazlığı" üzerinden analiz etmek mümkündür:

Örnek Olay (Vaka): Bir apartmanda üst kattaki ailenin gürültü yapması nedeniyle alt kattaki komşu ile aralarında husumet oluşmuş, olay karşılıklı hakaret ve tehdide dönüşerek yargıya intikal etmiştir.

Mevcut Türk Modeli (Hukukçu Yaklaşımı): Hukukçu arabulucu/uzlaştırmacı, formasyonu gereği olaya "normatif" bakar. Türk Ceza Kanunu'ndaki tehdit suçunun unsurlarını ve Kat Mülkiyeti Kanunu'nu esas alır. Çözüm önerisi genellikle şudur: "Şikayetinizi geri çekin, karşı taraf da size 5.000 TL manevi tazminat ödesin ve bir daha gürültü yapmayacağına dair taahhüt versin." Dosya "uzlaşma ile" kapanır, istatistiklere başarı olarak geçer. Ancak taraflar arasındaki nefret ve iletişimsizlik devam eder; iki ay sonra başka bir sebepten kavga tekrar çıkar.




Olması Gereken (Sosyal/Disiplinler Arası Yaklaşım): Bir psikolog veya sosyal arabulucunun dahil olduğu süreçte, gürültünün bir "semptom" olduğu, asıl sorunun "yalnızlık", "saygı görmeme" veya "kültürel çatışma" olduğu tespit edilir. Tarafların duygularını ifade etmesi sağlanır. Sonuçta belki tazminat ödenmez ama taraflar birbirinin yüzüne bakabilir hale gelir. (Bkz. Şekil 5)

HAZIRLAYAN: Serkan HORUZ

20 Aralık 2025 Cumartesi

EGE-UZDER UZLAŞTIRMACI DERNEĞİ ADALET BAKANLIĞI AÇDB ZİYARETİ ve 2026 UZLAŞTIRMA VİZYONU

 





TARİH: 19.12.2025

GÖRÜŞÜLEN YETKİLİLER: Sn. Orhan CÜNİ (Genel Müdür Yard.), Sn. Emre BARANDIR (Şube Müdürü)

1. İZMİR EGE-UZDER UZLAŞTIRMACI DERNEĞİMİZ,
19 Aralık 2025 tarihinde Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne gerçekleştirilen ziyarette, uzlaştırma ücretleri, uzlaştırmacıların sahada karşılaştıkları sorunları rapor halinde çözüm önerileri ile birlikte bakanlık yetkililerine iletmiş, uzlaştırma kurumunun mevcut durumu ve 2026 yılı projeksiyonları ele alınmıştır. Genel Müdür Yardımcısı Sn. Orhan Cüni, İZMİR EGE-UZDER heyetinii nezaketle karşılamış, İzmir'de yapılacak bir toplantıya katılım sözü vermiştir.

2. MALİ HAKLAR VE TEVZİ SİSTEMİ:

* Ücret Politikası: İdare, ücretler konusunda uzlaştırmacı lehine bir tutum sergilemektedir. Özellikle taşra teşkilatında (ilçelerde) uygulanan alt sınır dayatmalarının yarattığı mağduriyet ve motivasyon eksikliği idareye iletilmiş, bu yıl konuya daha hassas yaklaşıldığı gözlemlenmiştir.

* Tevzi İşleyişi: Dosya dağıtımında "puanlama" esasının geçerli olduğu teyit edilmiştir.

 * Dosya Reddi: Ret hakkı kullanımında sayısal bir sınırlama bulunmamaktadır.

3. "UZMAN UZLAŞTIRMACI" MODELİ VE KRİTERLER:

Yeni dönemde ihtisaslaşmaya gidilmektedir.

* Görev Alanı: Uzmanlar ilk aşamada "SSÇ", "Taksirli Yaralama" ve "Kasti Yaralama" dosyalarına bakacaktır.

* Seçim Kriterleri: Akademik çalışma (makale/yüksek lisans), uzlaşma başarı oranı ve zaman ayırma kapasitesi.

* İş Hacmi: Seçilen uzmanlara eğitim verilecek ve aylık 15 dosya kotası tanımlanacaktır. Performans kriterlerini sağlamayanlar listeden çıkarılacaktır.

4. 2026 EĞİTİM VE SINAV TAKVİMİ

* Q1 2026 ( İlk Çeyrek): Hukukçular ( Avukatlar) için temel eğitimlerin başlaması.

* Mayıs 2026: Mevcut uzlaştırmacılar için yenileme eğitimlerinin başlaması.

* Yıl Sonu: Uzlaştırmacı sınavı.

5. MEVZUAT VE TEKNİK ALTYAPI ÇALIŞMALARI

* Dijital Teslim: Dosya tesliminin fiziksel ortam yerine sistem üzerinden yapılması için Bilgi İşlem çalışmaları sürmektedir.

* Yeni Yönetmelik: Kısa süre içinde yürürlüğe girmesi beklenen yönetmelikle; evrak teslimi tek nüshaya düşürülecek ve teklif formları vatandaşın anlayacağı dilde sadeleştirilecektir.

* Fiziki Sorunlar: Urla Adliyesi ve genelindeki görüşme odası yetersizlikleri yönetime raporlanmıştır.

HAZIRLAYAN: Serkan HORUZ ( Uzlaştırmacı)

KAYNAK:

1- Işıl İYNEM ( EGE-UZDER  DERNEK BAŞKANI)

16 Aralık 2025 Salı

TEKNOLOJİ YÖNETİMİNDE YENİ BİR UFUK: EGETEK MODELİ VE STRATEJİK LİDERLİK

 "Nicelikten Niteliğe: Türkiye İçin Sürdürülebilir Bir İnovasyon Rotası"


Hazırlayan: Serkan HORUZ


ÖZET:

Türkiye’nin teknoloji geliştirme bölgeleri ve inovasyon ekosistemi, son yıllarda niceliksel bir büyüme süreci içerisindedir. Ancak bu büyümenin nitelikli bir kalkınma modeline dönüşmesi, sadece fiziksel altyapı yatırımlarıyla değil, güçlü bir stratejik vizyon ve kurumsal hafıza ile mümkündür.

 1996 yılında kurulan Ege Teknoloji ve Başarı Vakfı (EGETEK), bu dönüşüm sürecinde kendini salt bir vakıf olarak değil, endüstriyel bir "baskı grubu" ve "stratejik düşünce kuruluşu" olarak konumlandırarak özgün bir model ortaya koymaktadır.




🚀 Teknopark Enflasyonuna Karşı Nitelikli Bir Cevap: EGETEK Modeli



Türkiye’nin teknoloji ekosistemine baktığımızda, son yıllarda niceliksel olarak inanılmaz bir artış görüyoruz. Her şehirde, neredeyse her üniversite kampüsünde bir teknopark tabelası yükseliyor.

 Ancak şu kritik soruyu sormanın vakti geldi:

 "Binalar mı inşa ediyoruz, yoksa değer mi?"

Ege Teknoloji ve Başarı Vakfı (EGETEK) olarak, 1996 yılından bugüne taşıdığımız misyonla bu soruya çok net bir yanıt veriyoruz: 

"Teknopark Sayısı Değil, Kalitesi!".

Bugün, Vakıf Başkanımız Vali (E) Doç. Dr. Mustafa Tamer’in liderliğinde şekillenen yeni vizyonumuzu ve Türkiye için önerdiğimiz "Stratejik Etki Modeli"ni sizlerle paylaşmak istiyoruz

🏛️ Kurumsal Yapının İkili Doğası: Vizyon ve Sahayı Ayırmak






Bir teknoloji bölgesinin başarılı olması için yönetimsel "kafa karışıklığının" giderilmesi şarttır. EGETEK modelinde bu ayrımı "Stratejik Sinerji" kavramıyla çözüyoruz:

 * EGETEK (Vakıf): Masanın "Vizyon ve Lobi" tarafındadır. Stratejiyi belirler, bürokrasi ile köprüleri kurar, "Endüstriyel Baskı Grubu" ve "Düşünce Kuruluşu" gibi hareket eder.

 * Teknopark İzmir: Masanın "Uygulama ve AR-GE" tarafındadır. Sahadaki operasyonu yönetir, firmalara altyapı sunar.

Bu ikili yapı sayesinde, vakıf stratejik hedeflere odaklanırken, teknopark gündelik operasyonel boğulmalardan kurtulup inovasyona odaklanabilmektedir.

🗺️ Bölgesel Vizyon: Ege’nin Silikon Vadisi
Raporumuzda altını çizdiğimiz en önemli vizyonlardan biri, Çeşme-Urla aksının geleceğidir. Bu bölge, turizm rantı ile teknoloji gelişimi arasında sıkışmış durumdadır.

Vizyonumuz net: Bu aksı, "Ege'nin Silikon Vadisi" (Teknoloji Üssü) olarak yapılandırmak. Turizm ve teknolojinin birbirini yediği değil, beslediği bir model kurguluyoruz. Haritamızda da görüldüğü üzere, İzmir'in "Teknoloji ve Yaşam Dengesi", İstanbul'un finans gücü ve Ankara'nın savunma sanayi bürokrasisi ile entegre edilerek ulusal bir denge hedeflenmektedir.

⚖️ Liderlik Faktörü: Devlet Tecrübesi ve Akademik Derinlik

Bu vizyonun hayata geçmesindeki en büyük itici güç, şüphesiz ki liderlik profilidir. Vali (E) Doç. Dr. Mustafa Tamer, devlet yönetiminden gelen disiplini ve akademik dünyadan gelen analitik bakış açısını EGETEK yönetiminde birleştirmiştir.
Sayın Tamer’in liderliğinde oluşan "Kurucu İrade", teknoparkları sadece ofis kiralayan emlak yapıları olmaktan çıkarıp, sanayi ve akademiyi "Ortak Vizyon" masasında buluşturan bir "Aktif Oyun Kurucu"ya dönüştürmüştür.

🚧 Riskler ve Gerçekler

Pembe bir tablo çizmiyoruz. Analizimizde, bu yolculuğun önündeki engelleri de dürüstçe ortaya koyduk:

 * Yetki Karmaşası: Paydaşlar arası rol belirsizlikleri.

 * Kısa Vadeli Baskılar: Sürdürülebilir AR-GE yerine hızlı kazanç beklentisi.

 * Parçalı Akademik Yapı: Üniversitelerin kopukluğu.

🎯 SONUÇ

Bir Katalizör Olarak EGETEK

 EGETEK Modeli, Karadeniz’den Güneydoğu’ya kadar tüm Türkiye’ye uyarlanabilecek bir şablondur. Amacımız, kaynak israfına yol açan "teknopark enflasyonu"nu durdurmak ve nitelikli, derin teknolojinin üretildiği merkezler yaratmaktır.

Teknoparklar,  gayrimenkul projesi değil, bir medeniyet projesidir.

HAZIRLAYAN:

Serkan HORUZ



Not:   EGETEK'in kurumsal hafızası ve gelecek vizyonu ışığında hazırlanmıştır.



9 Aralık 2025 Salı

Barışın İnşasında Yerelden Evrensele Bir Köprü: "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ve Sosyal Arabuluculuk



Giriş

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" vecizesi, on yıllardır Türkiye Cumhuriyeti’nin temel dış politika ilkesi olarak hafızalara kazınmıştır. Ancak bu sözü yalnızca diplomatik bir doktrin veya devletlerarası bir strateji olarak okumak, onun derin felsefesini eksik bırakmak olmaz mı?

Barış, yukarıdan aşağıya (devletten bireye) inen bir emir değil, aksine aşağıdan yukarıya (bireyden topluma) inşa edilen bir kültürdür esasında. Günümüzde bu kültürü yaşatmanın ve pratik hayata uygulamanın en etkili yolu ise, hiç kuşkusuz  "Sosyal Arabuluculuk"tur. Sosyal arabuluculuk, Atatürk’ün vizyonunu modern toplumun karmaşık ilişkiler ağına taşıyan bir köprü vazifesi görmektedir.


YURT KAVRAMININ YENİDEN TANIMLANMASI

Yurt" Kavramının Yeniden Tanımlanması
Atatürk’ün "Yurtta Sulh" ilkesini sosyal arabuluculuk perspektifiyle ele aldığımızda, karşımıza çıkan ilk soru şudur:


Acaba "Yurt" neresidir?

Yurt, sadece harita üzerinde sınırları çizilmiş bir toprak parçası mıdır? Bir birey için yurt; akşam döndüğü apartmanı, çocuklarının oynadığı mahallesi, gününün yarısını geçirdiği iş yeri ve aynı zamanda  parçası olduğu sivil toplum değil midir?


Bu durumda,  Şayet bir toplumda komşular park yeri yüzünden birbirine düşman kesiliyorsa, aile içi iletişim kopmuşsa veya iş yerlerinde mobbing bir norm haline gelmişse, orada "Yurtta Sulh"tan bahsetmek mümkün müdür?

Sosyal arabuluculuk tam da bu noktada devreye girer. Yargı sisteminin soğuk ve cezalandırıcı yüzü yerine; Yargılamayan/cezalandırmayan daha da önemlisi; insanı, duyguyu ve iletişimi merkeze alan bir yaklaşım sunar. Oysa Mahkeme salonlarında taraflar;

"Davacı" ve "davalı" olarak ayrışırken;

 Arabuluculuk masasında "çözüm ortakları" olarak birleşirler. Bu, toplumsal barışın en küçük birimden, yani bireyden başlayarak örülmesidir.

ÇATIŞMA KÜLTÜRÜNDEN, UZLAŞI KÜLTÜRÜNE

Bilhassa belirtmek gerekir ki ; Çatışma, gündelik hayatımızın, insan doğasının ve sosyal yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, çatışmayı yok sayma yerine, çatışmayı yönetme biçimimiz daha önemli bir hal almaktadır. Dolayısıyla, Çatışmanın yönetilmesi ve çözümlenme biçimi, o toplumun medeniyet seviyesini de  belirlemektedir. Geleneksel yöntemler genellikle "kazan-kaybet" senaryosu üzerine kuruludur. Bir tarafın zaferi, diğerinin mağlubiyeti ve dolayısıyla öfkesi demektir. Oysa "Yurtta Sulh" ilkesi, toplumsal bir ahengi hedefler.

Sosyal arabuluculuk, taraflara şu mesajı verir:

 "Sorunu çözerken ilişkiyi feda etmeyin."

Bu o kadar önemli, üzerinde durulması gereken bir cümledir ki hepimiz keşke bunu iliklerimize kadar hissedebilsek/özümsesek. Şöyle ki;  Bazen tartışmayı, fiziki ve psikolojik savaşımı kazanmış olmak, kaybetmektir. Siz kazanırken karşınızdakinin gözünden, yüreğinden düşersiniz, karşınızdakinin iç dünyasında öyle bir burukluk, kırıklık yaratırsınız ki, adeta onun dünyasında siz  kayıp gidersiniz. Evet  haklı çıktınız, karşınızdakini alt ettiniz belki, ama ne pahasına? 

 Tam da bu noktada Profesyonel Sosyal Arabulucular/barışın elçileri devreye girer. Peki ama nasıl?  Empati, aktif dinleme ve şiddetsiz iletişim teknikleriyle sosyal arabulucu profesyonellerince yürütülen  süreçler sayesinde tabi ki, bireylere karşısındakini bir "düşman" veya "öteki" olarak değil; farklı ihtiyaçları olan bir "insan" olarak görme becerisi/empati kazandırır. Bu, toplumdaki kutuplaşmanın panzehiridir. Bir sorunu mahkemeye taşımadan, diyalog yoluyla çözebilen her birey, aslında toplumsal barışın inşasına bir tuğla koymaktadır.

KELEBEK ETKİSİ: YURTTAN CİHANA

Şöyle bir günümüz dünyasına bakalım; Başta Filistin'de feryat eden insanlar olmak üzere , Suriye, Ukrayna'yı bir  düşünün; anasız babasız çocuklar, evlerini terk etmek zorunda kalmıs yurtlarından edilmiş göçmen olmuş insanlar, heryerde ayrı bir çatışma, kan ve gözyaşı var değil mi? 

Bu noktada Mustafa Kemal ATATÜRK'ün o güzel vecizesindeki vizyonunun ikinci kısmı olan "Cihanda Sulh",  ilkesi karşımıza çıkıyor.

 Her ülkenin kendi içinde yani yerelde sağlanan uzlaşı kültürünün diger uluslara etkisi hiç kuşkusuz, Uzlaşı kültürünün faydasını bir çarpan etkisi ile dahada artacaktır. Bu dogrultuda Barış, dısardan getirilen yani deyim yerindeyse ihraç edilen bir ürün değil, içeriden dışarıya yayılan bir ışıktır. Kendi iç dinamiklerinde, mahallesinde, sokağında barışı tesis edememiş; uzlaşı kültürünü içselleştirememiş bir toplumun, dünya barışına katkı sunması beklenebilir mi?

Denilebilir ki; Bu bir kelebek etkisidir. 

Huzurlu birey, huzurlu aileyi kurar. Huzurlu aileler, güvenli sokakları; güvenli sokaklar ise barışçıl bir ulusu oluşturur. UZlaşı kültürünü benimsemiş toplumların dış politikaları da daha yapıcı/barışçıl olur. Dolayısıyla sosyal arabuluculuk, sadece iki komşuyu barıştırmak değil; uzun vadede dünya barışına hizmet eden bir zihniyet devrimidir.

Sonuç

Mustafa Kemal Atatürk; Bize bir hedef göstermiştir, sosyal arabuluculuk ise bu hedefe giden yoldaki en güçlü araçtır. Bugün ihtiyacımız olan şey, çatışmaları halı altına süpürmek veya sadece kolluk kuvvetleriyle bastırmak değildir. İhtiyacımız olan; anlayan, dinleyen ve konuşabilen bir toplum yapısıdır.

"Yurtta sulh, cihanda sulh" sözünü yaşatmak;

 Sadece anma törenlerinde tekrar etmekle değil, bir anlaşmazlık anında "Gel, konuşalım" diyebilmekle mümkündür. Barış, ancak biz onu gündelik hayatımızın bir pratiği haline getirdiğimizde gerçek anlamını bulacaktır.

Serkan HORUZ 

Sosyal Arabulucu/Uzlaştırmacı




 KAYNAK:

https://sosyalarabuluculukakademisi.blogspot.com/2025/12/barsn-insasnda-yerelden-evrensele-bir.html