Bu Blogda Ara

16 Nisan 2026 Perşembe

Eğitim mi, Öğretim mi? Fırçadan, Toptan ve "Uzlaşmadan" Esirgediğimiz Çocukları Nereye Sürüklüyoruz?

 


Değerli Okurlar,

Kahramanmaraş'ta, bir okulun koridorlarında yankılanan ve 9 canımızı bizden koparan o silah sesleri, aslında yıllardır kulaklarımızı tıkadığımız çok daha büyük bir çöküşün habercisiydi. 14 yaşındaki bir çocuğun o tetiği çekebilecek karanlığa sürüklenmesi; sadece bireysel bir kriz değil, sistemin, ailenin ve toplumun ortak iflasıdır.

Bu sarsıcı tablonun karşısında, özellikle lise ve ortaokul çağındaki gençlerin o karmaşık ruh hallerini gözlemleyen her ebeveynin ve eğitimcinin kendisine şu yakıcı soruyu sorması gerekiyor: **Biz okullarımızda çocuklarımıza ne veriyoruz? Sadece öğretim mi, yoksa eğitim mi?**

Bugün en büyük yanılgımız, bu iki kavramı birbirine karıştırmamızdır.

**"Öğretim" (Talim)**, zihne bilgi yüklemektir. Çocuğa havuz problemini çözdürmek, formülleri ezberletmek, testte hangi şıkkın doğru olduğunu göstermektir.

 **"Eğitim" (Terbiye)** ise ruha ve karaktere dokunmaktır. Çocuğa o havuzdaki suyu adil paylaşmayı, öğrendiği bilgiyle çevresine faydalı olmayı, doğru şıkkı bulmak için yanındakini ezmemeyi öğretmektir. Öğretim meslek sahibi yapar; eğitim ise "insan" yapar.

Bizler yıllardır sınav odaklı, acımasız bir yarışın içinde sadece "öğretim" veriyoruz. Çocuklarımızın beyinlerini bilgiyle doldururken, kalplerini, ruhlarını ve en önemlisi **"iletişim becerilerini"** aç bıraktık.

**İçindeki Öfkeyi Sanatla, Sporla ve Sözle Atamayan Çocuk Ne Yapar?**

Bir çocuğun ahlaki ve duygusal gelişimi sadece kuralları dikte etmekle olmaz. O çok küçümsediğimiz, "dersi boş geçsin de test çözelim" dediğimiz Müzik, Resim ve Beden Eğitimi dersleri, aslında çocuğun ruhsal detoks alanlarıdır.

 * Beden Eğitiminde takım olmayı, düşeni kaldırmayı ve **"adilce yenilmeyi"** öğrenir.

 * Müzikte içindeki ritmi ve başkalarıyla uyumu keşfeder.

 * Resimde kelimelere dökemediği travmalarını tuvale yansıtır.

Ancak Kahramanmaraş'taki acı olay bize gösterdi ki; çocuklarımızı sadece sanattan ve spordan mahrum bırakmakla kalmamışız, onlara **"anlaşmazlıklarını nasıl çözeceklerini"** de hiç öğretmemişiz.

**Okulların Yeni İhtiyacı: Çatışma Yönetimi ve Sosyal Arabuluculuk Birimleri**

Sınav stresi, ergenlik krizleri, akran zorbalığı ve dijital dünyanın getirdiği yalnızlaşma... Çocuklarımız her gün kendi içlerinde ve çevreleriyle devasa çatışmalar yaşıyor. Peki, bir genç arkadaşıyla, öğretmeniyle veya ailesiyle ters düştüğünde, haksızlığa uğradığını hissettiğinde ne yapacak? Bu öfkeyi nasıl yönetecek?

İşte tam bu noktada, okullarımızda acilen yapısal bir devrime ihtiyacımız var: **Okul Temelli Sosyal Arabuluculuk Birimleri.**

Disiplin kurulları, "suçlu" bulup cezalandırmaya (ve aslında çocuğu etiketleyip sistemin dışına itmeye) odaklanır. Oysa bizim cezalandırmaya değil, onarmaya ve uzlaştırmaya ihtiyacımız var. Okullarımızda; **Öğretmen - Öğrenci - Aile üçgeninde** kurgulanmış, profesyonel çatışma yönetimi mekanizmaları hayata geçirilmelidir.

Bu sistem nasıl işlemelidir?

 1. **Akran Arabuluculuğu:** Çocuklara, kendi aralarındaki kavgaları şiddete başvurmadan, masaya oturarak, birbirlerini dinleyerek ve empati kurarak çözme becerisi (müzakere) öğretilmelidir. İki öğrenci tartıştığında, mesele karakola veya disipline gitmeden önce bu "uzlaşma masasında" çözülebilmelidir.

 2. **Ailelerin Sürece Dahil Edilmesi:** Çatışmanın kökeni genellikle evdedir. Sosyal arabuluculuk birimleri, sadece çocukları değil, yeri geldiğinde iletişimsizlik yaşayan aileleri ve öğretmenleri de aynı güvenli çemberin içine alarak ortak bir dil inşa etmelidir.

 3. **Çatışmayı Yönetme Becerisi:** Matematik kadar, fizik kadar önemli olan bir diğer ders "Öfke Kontrolü ve Çatışma Yönetimi" olmalıdır. Karşısındakini ötekileştirmeden hakkını arayabilen bir nesil, geleceğin en büyük teminatıdır.

**Sonuç olarak;** Kahramanmaraş'ta tetiği çeken o yalnız ve öfkeli çocuk, eğer içindeki karanlığı bir tuvale dökebilseydi, bir takım oyununda ter atabilseydi ya da okulunda derdini anlatabileceği, anlaşıldığını hissedeceği bir **"Sosyal Arabuluculuk Masası"** bulabilseydi, bugün o 9 canımız aramızda olur muydu? Çok büyük ihtimalle evet.

Artık uyanma vaktidir. Okullarımız birer "sınav fabrikası" ve "disiplin merkezi" olmaktan çıkıp, yeniden "eğitim ve uzlaşı yuvası" olmalıdır. Çocuklarımızın ellerine fırça ve top vermekten; onlara konuşmayı, dinlemeyi ve uzlaşmayı öğretmekten korkmayalım. Asıl korkmamız gereken, konuşmayı bilmeyen ve duvarların ardına itilmiş bir çocuğun, yalnızlık içinde hangi karanlık silahlara uzanacağını bilememektir.

HAZIRLAYAN: SERKAN HORUZ

HEGEM VAKFI SOSYAL ARABULUCULUK İZMİR ŞUBE BAŞKAN YARDIMCISI

14 Nisan 2026 Salı

2025 Yılı Uzlaştırma İstatistikleri Ne Anlatıyor?

 


Adaletin Yeni Yüzü: Uzlaşma

Adalet sistemimizin yükünü hafifleten ve toplumsal barışı güçlendiren en önemli mekanizmalardan biri olan alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri, her geçen yıl daha da kritik bir rol üstleniyor. Adalet Bakanlığı tarafından açıklanan 2025 yılı Uzlaştırma İstatistikleri, bu sistemin sadece bir “alternatifdeğil, adeta bir “zorunluluk” haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor.

Peki bu rakamlar bize ne söylüyor? Sadece sayılardan mı ibaretler, yoksa toplumun ruh haline dair daha derin bir mesaj mı taşıyorlar?

Yarım Milyondan Fazla Uyuşmazlık: Ama Çözüm Masada

2025 yılı verilerine göre Türkiye genelinde uzlaştırma bürolarına 538.334 dosya gönderildi. Bu sayı, toplumda yaşanan uyuşmazlıkların büyüklüğünü açıkça gösteriyor.

Ancak asıl dikkat çekici nokta şu:

Bu dosyaların 206.517’sinde taraflar uzlaşarak anlaşmaya vardı.

Bu ne demek?

- Yüz binlerce kişi mahkeme sürecine girmedi

- Yıllarca sürebilecek davalar daha başlamadan sona erdi

- Husumetler büyümeden çözüldü

Kısacası; sistem sadece dosya kapatmıyor, insan ilişkilerini de onarıyor.

En Çok Hangi Konularda Uzlaşıyoruz?

İstatistiklerin en çarpıcı bölümlerinden biri de suç türlerine göre dağılım:

1. Tehdit – 94.208 dosya

Toplumda anlık öfke ve gerilimlerin ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor. Ancak aynı zamanda, uygun bir diyalog ortamında bu gerilimlerin çözülebilir olduğunu da kanıtlıyor.

2. Taksirle Yaralama – 44.592 dosya

Özellikle trafik ve iş kazaları sonrası tarafların hızlı bir şekilde uzlaşması, sistemin pratik faydasını ortaya koyuyor.

3. Mala Zarar Verme – 25.316 dosya

Günlük hayatta sıkça karşılaşılan bu tür uyuşmazlıklar, uzlaştırma sayesinde büyümeden çözülebiliyor.

Bu başlıkları dolandırıcılık, hakaret ve huzur bozma gibi suçlar takip ediyor. Ortak nokta ise açık:

Sorunların büyük çoğunluğu iletişimle çözülebilir nitelikte.

Ege Bölgesi: Uzlaşma Kültürünün Güçlü Olduğu Bir Alan

Ege Bölgesi verileri ise ayrıca dikkat çekici:

- Toplam dosya sayısı: 86.650

- Uzlaşma ile sonuçlanan dosya: 33.535

- Uzlaşma sağlanamayan: 7.289

Bu tablo bize şunu söylüyor:

Ege insanı, çatışmadan çok çözümü tercih ediyor.

Diyalog, empati ve ortak akıl bu bölgede sadece kavram değil, pratikte karşılığı olan değerler.

Sonuç: Cezalandırmak mı, Onarmak mı?


2025 verilerinin bize verdiği en net mesaj şu:

Adalet sadece cezalandırmak değildir.

Asıl adalet, bozulanı onarabilmektir.

Uzlaştırma sistemi;

- Tarafları karşı karşıya değil, yan yana getirir

- Husumeti büyütmez, azaltır

- Devletin yükünü hafifletirken toplumsal barışı güçlendirir


Bu nedenle uzlaştırma, yalnızca hukuki bir mekanizma değil;

aynı zamanda bir toplumsal barış projesidir.

Unutmayalım:

Masada çözülemeyecek çok az sorun vardır.

Yeter ki o masaya oturma iradesi gösterilsin.

HAZIRLAYAN : SERKAN HORUZ

( UZLAŞTIRMACI/SOSYAL ARABULUCU)

26 Mart 2026 Perşembe

Sarı Zarftan QR Koda: Uzlaştırmada e-Tebligat Dönemi"

 


Özellikle uzlaştırma süreçlerinde tebligatın "gecikmesi" dosyanın aylarca sürüncemede kalmasına neden olabiliyor.

İşte bu gelişmeleri ve uzlaştırma (conciliation) sürecini hızlandıracak yeni bir döneme girmek üzereyiz

Dijital Adalette Yeni Dönem: Vatandaşlar İçin e-Tebligat Zorunluluğu Kapıda!

Türkiye’de yargı sisteminin hızlanması ve bürokrasinin azaltılması amacıyla başlatılan dijitalleşme hamlesinde en kritik aşamalardan birine geldik. Bugüne kadar sadece şirketler, avukatlar ve kamu kurumları için zorunlu olan Elektronik Tebligat (e-Tebligat) sistemi, Meclis gündemindeki yeni yasal düzenlemelerle birlikte artık her vatandaş için bir zorunluluk haline gelmeye hazırlanıyor.

Peki, Bu Değişim Ne Anlama Geliyor?

Geleneksel "sarı zarf" dönemi yerini, Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) üzerinden gönderilen dijital bildirimlere bırakıyor. Resmi Gazete’de yayımlanacak yeni paketle birlikte, yargı mercileriyle teması olan her bireyin bir dijital adresi olması gerekecek.

Uzlaştırma Süreçlerinde e-Tebligat Devrimi

Bir uzlaştırmacı (conciliator) için en büyük engel, taraflara ulaşılamaması veya tebligatın usulsüzlüğü nedeniyle sürecin tıkanmasıdır. e-Tebligat zorunluluğu, bu süreci kökten değiştirecek avantajlar sunuyor:

1. "Adreste Bulunamadı" Bahanesi Tarih Oluyor

Uzlaştırma teklif formlarının postayla gönderilmesinde yaşanan; taşınma, yanlış adres veya kapıya haber kağıdı bırakılmasına rağmen teslim alınmama gibi sorunlar tamamen ortadan kalkıyor. Tebligat doğrudan vatandaşın dijital dosyasına ulaşıyor.

2. Sürelerin Kesinleşmesi ve Hız

Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca uzlaştırma teklifine cevap vermek için tanınan 7 günlük süre, tebligatın ulaştığı andan itibaren (veya e-tebligat kuralı gereği 5. günün sonunda) net bir şekilde işlemeye başlar. Bu, dosyanın sürüncemede kalmasını engeller.

3. Maliyet ve Zaman Tasarrufu

Fiziki posta masrafları (posta pulu, tebliğ mazbatası vb.) ortadan kalktığı için yargılama giderleri düşer. Uzlaştırmacı, teklif aşamasını günler yerine dakikalar içinde resmiyete dökebilir.

4. Güvenli Arşivleme

Vatandaşlar, kendilerine gelen resmi bildirimleri kaybetme riski olmadan yıllarca UETS sisteminde saklayabilir. Bu, uzlaştırma tutanaklarının ve teklif formlarının ispat gücünü artırır.

Vatandaşlar Ne Yapmalı?

Zorunluluk tam kapsamlı yürürlüğe girdiğinde, vatandaşların e-Devlet üzerinden veya PTT şubelerinden UETS adreslerini aktive etmeleri gerekecek. Unutulmamalıdır ki; sisteme düşen bir tebligat, açılmasa dahi 5. günün sonunda tebliğ edilmiş sayılır. Bu nedenle dijital okuryazarlık, hukuki hak kaybına uğramamak için artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Sonuç Olarak: Adalete erişimi hızlandıran bu adım, toplumsal barışı hedefleyen "Uzlaştırma" kurumu için can suyu niteliğindedir. Dijitalleşen her tebligat, barışa giden yolda kazanılan bir zamandır.

HAZIRLAYAN : Serkan HORUZ

( Uzlaştırmacı/Sosyal Arabulucu)

8 Ocak 2026 Perşembe

Uzlaştırmada "Coğrafya Kader" Olmamalı: Ücret Adaleti İçin Çözüm Önerisi


Uzlaştırma müessesesi, onarıcı adaletin en önemli yapı taşlarından biri. Ancak son dönemde İzmir örneği üzerinden yaşanan hayal kırıklığı, sistemdeki kronik bir sorunu yeniden gün yüzüne çıkardı: "Aynı işe, farklı ücret." Peki, çözüm ne?

Geçmiş yıllarda İzmir Adliyesi, uzlaştırmacılar için bir "kutup yıldızı" niteliğindeydi. Uyguladığı ücret politikası ve emeğe verdiği değerle diğer illerdeki adliyelere emsal gösterilir, "İzmir'deki gibi bir sistem istiyoruz" denilirdi.


Ancak bu sene yayınlanan ücret tarifesi, maalesef bu algıyı yerle bir etti. Bir zamanların örnek adliyesinde yaşanan bu geri gidiş ve beklentilerin altında kalan rakamlar, uzlaştırmacılar arasında haklı bir hayal kırıklığına ve motivasyon kaybına neden oldu.

Bu durum, aslında daha derin ve sistemsel bir sorunun tezahürüdür: Standart eksikliği.

Sorun: Aynı Emek, Farklı Adalet

Bir uzlaştırmacı düşünün; dosyasını inceliyor, tarafları arıyor, müzakere yürütüyor, raporunu hazırlıyor. Bu süreç, Edirne’de de, Kars’ta da, İzmir’de de aynı profesyonel emeği gerektiriyor.

Fakat mevcut sistemde, uzlaştırmacının alacağı ücret, bulunduğu ilin/ilçe adliye Savcının  takdirine, yerel bütçe yorumlarına ve inisiyatiflere kalmış durumda. "Eşit işe eşit ücret" ilkesinin zedelendiği bu noktada, uzlaştırmacılar arasında "şanslı adliye / şanssız adliye" ayrımı doğuyor.

​Emek/çaba, coğrafi konuma göre değişmemelidir.

Çözüm: İkili Yapı Modeli (Hizmet + Masraf)

Adalet Bakanlığı Alternatif Çözümler Daire Başkanlığı'nın bu kaosa son verecek bir düzenlemeye gitmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Çözüm önerimiz gayet net ve uygulanabilirdir: Halihazırda da teoride var olan ama sahada olmayan Ücret ile Masrafın Ayrıştırılması. Özetle, olağan giderlerin, adliye içinde kurulacak komisyonda talebe gerek kalmadan standart olarak ödenmesi


Sabit Hizmet Ücreti (Emeğin Karşılığı)

​Bakanlık tarafından belirlenen, tüm Türkiye’de geçerli sabit bir taban ücret olmalıdır.

  • ​Bu ücret; uzlaştırılan kişi sayısına/adetine göre kademeli olarak artmalıdır. Örneğin asağıdaki adliye uzlaştırmacı ücret tarufesinde olduğu gibi



  • ​Adliyeden adliyeye değişmemeli, yoruma kapalı olmalıdır.
  • ​Uzlaştırmacı dosyayı aldığında, harcayacağı emeğin asgari karşılığını bilmelidir.
​2. Sarf Ücreti (Masrafın Karşılığı)

İşte savcı takdirinin devreye girmesi gereken yer burasıdır. Çünkü emek standart olsa da, masraflar değişkendir. Sarf ücreti,  kalem kalem hesaplanmalıdır:

​Yol ve Ulaşım: Özellikle uzak ilçelere veya köylere giden uzlaştırmacının mutat ulaşımı kullandığında uzunca bir zaman kaybı olduğundan kendi arabası ile gitmektedir. ( Çoğunlukla 2 ve ikiden fazla olabilmektedir. Müzakere sürecinin uzunluğuna göre daha da arrmaktadır) Bu nedenle uzak iĺçelerde merkez ile bulunulan adliye arası makul bir yakıt masrafı belirlenip yol ücreti  standart olarak  (yakıt) verilebilir. İl içinde ise bilet masrafı eklenebilir

​Kırtasiye ve İletişim:Uzlaştırmacıların bir başja gider kalemi de evrak çıktı masrafıdır, özellikle kimi adliyelerde taraf sayısından bir fazla istenen rapor önemli bir gider kalemi olabilmektedir. 2 kisilik bir uzlaştırma raporu asgari 3 sayfa olabilmekte  toplamda 3 nüsha istendiğinden 9 sayfa+ görevlendirme evrakı = 10 sayfa olabilmektedir. Bugün büyük şehirlerde 1 sayfa çıktı 4 TL olabilmektedir. 10×4 = 40/50 TL kisi sayısı arttıkça  Teslim edilecek uzlaşmaraporu nüsha adeti artıyor  ve maliyette katlanıyor.  Bir başka gider kalemi de GSM telefon giderleridir. Uzlaştırmacı yüzyüze görüşme öncesinde bazen saatleri bulan görüşmeler yapabilmekte, SMS göndermektedir. Hatta bazen güvenlik sebebi ile uzlaştırma faaliyeti için ikinci bir telefon hattı almakta bu hattında aylık faturasını cebinden ödeyebilmektedir.

​Yemek ve İaşe: Özellikle şehir merkezi dışındaki uzak adliyelere veya görüşmelere giden uzlaştırmacı bütün gününü uzlaştırma faaliyeti için harcamakta çoğunlukla ayrı ayrı taraflarla görüşmekredir.  Bu süre zarfında zorunlu ihtiyaçları yemek/çay/kahve/su vs.  olmaktadır. Bu nedenle özellikle uzak adliyeler için en azından bir ögün yemek/çay/kahve vs. Makul sınırlar içinde giderlere ilave edulmesi gerekir.

DERLEYEN: Serkan HORUZ

            ( UZLAŞTIRMACI)

6 Ocak 2026 Salı

2025’ten Devreden Dosyalarda Hangi Tarife Geçerli? (+İtiraz Dilekçesi Örneği)

 


Yeni yıla girdik ve her sene başında olduğu gibi uzlaştırma dosyalarındaki ücret tarifesi geçişlerinde yine kafa karışıklıkları yaşanıyor. Özellikle 2025 yılının son aylarında tevzi edilen ancak işlemleri 2026 yılında tamamlanan dosyalarda, bazı adliyelerde ödemelerin eski tarife (2025) üzerinden hesaplandığına dair bilgiler geliyor.



Eğer siz de raporunuzu 2026’da teslim etmenize rağmen 2025 ücreti aldıysanız veya sarf kararınız buna göre düzenlendiyse, bu yazı sizin için. Hakkınız olan farkı nasıl talep edebileceğinizi ve hukuki dayanağını aşağıda bulabilirsiniz.

​Kural Net: Görevlendirme Tarihi Değil, Rapor Tarihi Esastır!

​Uzlaştırmacıların ücret ödemelerinde en sık yapılan hata, dosyanın "tevzi edildiği" (görevlendirildiği) tarihin baz alınmasıdır. Oysa ki Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan Asgari Ücret Tarifesi bu konuda çok açık bir hüküm içerir.

​31 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2026 Yılı Uzlaştırmacı Asgari Ücret Tarifesi’nin "Zaman Bakımından Uygulama" başlıklı maddesi (genellikle son maddelerdedir) şöyledir:

​"Uzlaştırma ücretinin takdirinde, uzlaştırma raporunun tamamlandığı tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır."

​Senaryo Nasıl İşliyor?

​Görevlendirme: Kasım 2025'te bir dosya aldınız.

​Süreç: Taraflarla görüştünüz, müzakereler sürdü.

​Sonuç: Raporunuzu 05.01.2026 tarihinde Uzlaştırma büronuza teslim ettiniz.

​Hatalı Uygulama: Savcılık kalemi, dosya 2025 esaslı olduğu için sarf kararını 2025 tarifesine göre yazdı.

​Doğru Uygulama: Rapor tarihi 2026 olduğu için, ücretiniz zamlı 2026 tarifesi üzerinden hesaplanmalıdır.

​Neden İtiraz Etmelisiniz?

​2026 tarifesi, ekonomik koşullar göz önüne alınarak 2025’e göre artırılmıştır. Emeğinizin karşılığını tam olarak almak en doğal hakkınızdır. Aradaki fark, dosyanın taraf sayısına ve sonucuna göre (olumlu/olumsuz) ciddi bir tutar olabilir. Bu bir "zam" talebi değil, yasal düzenlemenin gereğidir.

​Ne Yapmalısınız?

​Eğer sarf kararınızın eski tarifeden kesildiğini görürseniz veya ücretiniz eksik yatarsa, aşağıdaki dilekçe örneğini düzenleyerek dosyanın bulunduğu Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosu’na başvurabilirsiniz.




HAZIRLAYAN: Serkan HORUZ